“Lafa değil, icraata bakarım” Ayamama Deresi

2009 yılı

Yağmur yağdı. İstanbul’da 21 kişi boğularak can verdi.

 

Ayamama Deresi taşmıştı. Tayyip Erdoğan “Derenin intikamı ağır olur” dedi. Belediye Başkanı Kadir Topbaş, daha bilimsel bir açıklama yaptı, “Sprey gazları ozonu deliyor, buzullar eriyor, bu şiddetli yağışlar ondan” dedi. 15 senedir İstanbul’u, yedi senedir Türkiye’yi yönetenlerin hiç kabahati yoktu yani.. Sprey kullananların işiydi. Basınımız, utanmadan “görülmemiş afet” manşetleri attı.

Halbuki, görülmüştü.

Hem de aynı yerde, aynı basınımızın burnunun dibinde, Basın Ekspres Yolu’nda görülmüştü. Ayamama Deresi 1995’te taştığında, bugünkü Başbakanımız, Belediye Başkanı; bugünkü Çevre Bakanımız, İSKİ Müdürü’ydü. O günden bugüne hiçbir şey yapılmamış, aynı dere gene faciaya yol açmıştı.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda
Yılmaz Özdil

Reklamlar

Din, Bilimi Reddetmek Midir?

Hem Protestan hem de Katolik kiliseleri, başlangıçta aşılara karşı çıktılar. Yale Üniversitesi eski rektörlerinden Timothy Dwight bir zamanlar “Eğer Tanrı belli bir kişinin çiçek hastalığından ölmesi gerektiğine ezelden karar vermişse, bu kararı aşılama hilesi ile feshetmek veya onu atlatmak korkutucu bir günah olurdu.” demiştir.

ENTELEKTÜELİN KUTSAL KİTABI
DAVID S. KIDDER & NOAH D. OPPENHEIM

Bizi şekersiz bıraktın!

Menderes, İnönü’nün II. Dünya Savaşı yıllarındaki korumacı ekonomik politikalarını da eleştirmiştir. Bu eleştiriler toplumda karşılık da bulmuştur. Nitekim bir gün bir çocuk İnönü’ye, ” Sen bizi savaş sırasında şekersiz bıraktın” deyince, İnönü o meşhur, “Ama babasız bırakmadım” cevabını vermiştir.

EL-CEVAP
SİNAN MEYDAN

Vatan(sever/haini)

İşin tuhaf yanı, bu ülkede, ömrünü Atatürk’e ve onun kurduğu Cumhuriyet’e saldırmakla geçiren İslamcı Necip Fazıl Kısakürek “milliyetçi”, “vatansever” ilan edilirken; Kuvayı Milliye Destanı adlı şiirinde Kurtuluş Savaşı’na ve Atatürk’e övgüler dizen komünist Nazım Hikmet “Türkiye düşmanı”, “vatan haini” ilan edilmiştir. İşte asıl bu çarpıklıkla yüzleşmek gerekir.

EL-CEVAP
SİNAN MEYDAN

Dine dayalı siyasal eylemlerin şiddete dönük sonuçlar yaratmasının temel nedeni

Şiddet olaylarının altında genel olarak dogmatizm yatmaktadır. Kendi düşüncelerinin “Tanrısal doğrular” kadar kesin olduğuna inanmak, bunları bir “iman gibi” savunmak ve icabında bunlar için “ölmeye” hazır olmak, bu dogmatizmin sonuçlarıdır.
Pek doğal olarak “ölmeye hazır olmak”, hemen beraberinde “öldürmeye hazır olmak” eylemini de getirmektedir.
Nitekim, “siyasal İslam”ı da kapsayan “dine dayalı siyasal eylemlerin”, Cezayir, İran ve Afganistan örneklerinde görüldüğü gibi genellikle şiddete dönük sonuçlar doğurmasının temel nedeni “inanca dayalı dogmatik davranış” biçimidir.

21. Yüzyılda Türkiye
2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı
Emre Kongar

Atatürkçülük ve İslam

Atatürkçülük (ya da Kemalizm), dine karşı bir öğreti olarak damgalanmıştır. Oysa ki Atatürkçülüğün, İslam dini ile, siyasal gücünü elinden almaktan başka bir ilişkisi yoktur. Bu yaklaşım çağdaş bir kişiye çok olağan gelse de, o günkü koşullar altında, İslam dinine yapılan en büyük saldırılardan biri niteliğini taşıyordu. ünkü, İslam dini, siyasal iktidarı da düzenleyen bir kurallar bütünü olarak doğmuştu. Ayrıca tüm Osmanlı İmparatorluğu ve onun geleneksel düzeni, İslam dininin kurallarından çok etkilenmişti. İşte bu yaklaşımdan dolayı, Atatürkçülük, toplum içindeki yerini ve gücünü yitiren din adamlarının gözünde dinsiz bir öğreti niteliği kazandı.

21. Yüzyılda Türkiye
2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı
Emre Kongar

Devlet şiddeti

Şiddetlerin en korkuncu devlet şiddetidir. İnsan küçük grup ya da kişi şiddetine karşı devlete sığınabilir. Fakat devlet şiddeti karşısında sığınabilecek bir yer yoktur. Çünkü, hukuk düzeni bile devlet tarafından etkilenir.

21. Yüzyılda Türkiye
2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı
Emre Kongar

Devrimlerin seyrekleşmesinin bir nedeni

Devrimlerin seyrekleşmesinin belki daha temel bir nedeni, bunları gerçekleştirmenin giderek zorlaşmasıydı. Devletler huzursuzluklarla başa çıkmayı artık daha kolay buluyordu. 19. Yüzyılda modern polis ve ulusal jandarma gücü doğdu. Demiryolu ve telgraf sayesinde iletişimin ilerlemesi, merkezi hükümete uzaktaki karışıklıklarda başa çıkmada yeni bir güç sağladı. Hepsinden önemlisi, orduların isyanlara karşı teknik üstünlüklerinin artmasıydı. 1795’te Fransız hükümeti, düzenli silahlı kuvvetleri kontrol altına alıp kullanmaya hazır olunca Paris’e hükmedebileceğini göstermişti. 1815 ile 1848 arasındaki uzun barış döneminde bazı Avrupa orduları daha etkin güvenlik araçları haline geldi. Ordular artık uluslararası çatışmalarda dış düşmanlara yönelik bir araç olmaktan çıkıp potansiyel olarak kendi halklarına karşı kullanılacak duruma gelmişti. Paris’te 1830 ve 1848 devrimlerinin başarılı olmasını sağlayan, silahlı kuvvetlerin önemli birimlerinin görevi terk etmesiydi. Bu kuvvetler devlete sadık kaldığında, Haziran Günleri’ndeki gibi çarpışmalar (tarihin en büyük köle isyanlarından biri) muhakkak isyancıların yenilgisiyle sonuçlanıyordu. Bu tarihten sonra, silahlı kuvvetlerinin kontrolü bir savaş yenilgisi veya devletin yıkımı sonucu sarsılmayan ve gücü kullanmakta kararlı olan büyük Avrupa ülkelerinde, devlete karşı hiçbir halk ayaklanması başarılı olamadı.

AVRUPA TARİHİ, J. M. Roberts